30 Kasım 2015

Gerçek Katilin İzinde; "Market"


Son zamanlarda izlediğim en sıra dışı oyun Market. Oda tiyatrosu siftahını da yaptığım ilk oyun olarak, bu forma karşı olan negatif bakış açımı da tepetaklak etti aynı zamanda.  Benim gibi düşünenler oyunu izledikten sonra hak verecektir ki, Market gibi hassas noktalara değinen oyunların, oda tiyatrosu formunda aktarılması seyircideki uyanışı gerçekleştirmesi açısından çok daha doğru bir tercih aslında. Bir çemberin içinde, yaklaşık 70 dakika boyunca, yerinizden kıpırdamaya izin vermeyen, gerilim dolu sahneleriyle Market size hiç görmek istemediğiniz sonları göstererek içinde olduğumuz dönemin Pollyanna bakış açısına kocaman bir bıçak saplıyor. Pollyanna düzeninin içinde uyuşturulmaya yüz tutmuş seyircinin, oyun sırasında ve sonrasında gözlemlediğim kadarıyla yüzünde oluşan rahatsızlık belirtileri ise oyunun seyirciyi gerçekliğe yaklaştırdığı, hatta bizzat içine alabildiği başarısının bir sağlaması niteliği taşıyor.

Cesur kalem, cesur oyunculuk, seyirciyi can evinden vuran gerçeklik

Gökhan Erarslan’ı Paşa Paşa Tiyatro yahut Ahmet Vefik Paşa ile tanıdım ben. DT’de, özellikle de içinde bulunduğumuz, sanatı alt etmek için tüm silahların kullanıldığı şu kara dönemde böyle bir oyunu çıkarması tiyatro severlerin kaybetmeye yüz tutmuş umudunu tazelemişti. Cesur kalemine hayranlığım o oyunundan süregelir. Bu sebeple Market’i izlemeye büyük merak ve beklentiyle gittim. Çok geç kalmışım izlemek için. Beklentimi karşılamasını geçiyorum, çıtayı baya yukarı çekti Gökhan Erarslan. Tabi bunda oyuncuların karakterleri ortaya koyarken ki cesaretinin ve karakterlerle arasında boşluk bırakmadan bütünleşmesinin de büyük etkisi var. Paşa Paşa Tiyatro’da da ilgimi çeken bir durum olmuştu bu, karakterlere bu kadar yakışan oyuncular nasıl seçiliyor gerçekten merak ediyorum. Önceki oyunlarda farklı oyuncularında aynı karakterleri oynadıklarını bilmesem oyun metni oluşurken akla getirilen oyuncularla sahnelenmiştir derim oyun için. Ben bugüne kadar gittiğim oyunlarda oyuncu ve karakter bileşiminin boşluksuz olmasına hep dikkat etmişimdir. Çünkü oyunlarda inandırıcılığın hassaslığı oyuncunun hayat verdiği karakter ile arasında açık verdiği saniyelik boşluklara bağlıdır. İlk defa oyunculara bu kadar yakın olup belki de ilk defa oyuncunun bir saniyeliğine bile karakterinden çıktığı izlenimini edinmedim. Bu sebeple kendilerini tebrik ederim.

Piç, Sansar, Gazi... Bu isimler bizim eserimiz

Market’de sezdiğim yalın anlatımın en önemli örneğini karakterlere verilen isimler olarak gösterebilirim. Kendi yarattığımız kuralların kölesi olduğumuz toplumda, sıradanlığın ve çizginin dışında kalan insanları ötekileştirmek çok iyi öğretilmiş bizlere. Belki de en iyi yaptığımız şey budur, ötekileştirme sanatı. Hani yolda gördüğümüzde kaldırım değiştirdiğimiz, çocuklarımızı aynı sınıfta okutmak istemediğimiz, faydacı bakış açımız yüzünden birçok özelliğini süzgeçten geçirerek elediğimiz tipler vardır ya işte onların yaratıcısı bizleriz, hepimiz. Piç, Sansar, Gazi bu isimler de bu yüzden bizim eserimizdir. Öyleyse gerçek Katil kimdir? sorusunun cevabını düşünmek rahatsız eder. İşte seyircilerin suratlarında okuduğum rahatsızlığın en önemli nedeni de budur.

Nasıl oldu da kanımız ısındı "o"nlara?

Oyunun başında ilk olarak öfkeleriyle tanıştığımız Piç, Sansar ve Gazi’yi oyunun sonlarına doğru seyirci anlamaya ve sevmeye başladı. Peki neden? Bunda geriye dönük yaşanmışlıkların sahneye taşınmasındaki etki büyük tabii. Beni de çok etkileyen, seyircide de her sahneden farklı olarak tepkiler gözlemlediğim sahneler Piç karakterinin geçmişine ait olanlardı. Annesi fahişe olan Piç karakteri, üvey babası tarafından da tecavüze uğramış bir karakter. Yaşadığı bu büyük travmalar sonucunda adam öldürme noktasına kadar gelen Piç’in en çarpıcı sahnesi annesi ile hesaplaştığı sahne oldu. Kamer Karabektaş’ın enerjisi oyun boyunca yüksek izlenimini devam ettirdi. Annesi ile hesaplaştığı sahnedeki duruşu, karakterin travmalarını yaşadığı çocukluk yıllarının duygusunu seyirciye geçirişi takdir edilesiydi. Seyirci en çok Piç'i anladı çünkü toplumun yapısının kaldıramayacağı düzeyde travmalar geçiren bir karakterdi.

Ünal Hakverdi'nin soğuk duruşuyla yansıttığı Sansar karakterini izlerken ise buz kesiliyor ve oyunun broşüründe yazan “Katillik doğuştan mı gelir?” sorusunun cevabını ararken buluyoruz kendimizi. Karakterin geçmişe dönük yaşanmışlıklarının anlatıldığı sahnelerde, kardeşinin bir adam tarafından cinsel anlamda kullanılması ve namus uğruna cinayet işlemesi konu ediliyor. Fakat Sansar karakteri, kendisini, oyunun başında çocukluğundan beri karşılığı ceza olan işlerin peşinde olan bir karakter olarak tanıtıyor bize. Karakterin öldürmekten zevk alır hale gelişini, kız kardeşi ile ilgili yaşadığı travmatik süreç açıklayamacak kadar hafif kalıyor. Hal böyle olunca Sansar ile katilliğin doğuştanlığına inandırmaya çalışırken kenimizi "Peki doğuştan bir katillik içgüdüsü nasıl gelir?" diye sorgulamaya başlıyor insan kendisini. Seyirci eğer iyi bir gözlemciyse bunun cevabını yine oyunun başındaki Sansar'ın kendini anlatırken söylediği "Üç çocuğum var üçüncü de erkeği tutturduk" cümlesinde yakalayabiliyor. Sansar'ın maskülen cümleleri ve tavırları onun içine doğduğu ataerkil kültürün maşası haline geldiğini ve zamanla sivrildiğini hatta hazlarını şiddet duygusuyla biçimlendiren bir öfke makinası haline geldiğini görebilmek hiç de zor olmuyor. Kimse adam öldürmekten zevk alan saplantılı bir ruh haliyle dünyaya gelmemekte aksine saplantılar doğumdan bu yana çevrenin etkisiyle oluşmaktadır. (Ve bence Sansar'ın hikayesi başlı başına bir tiyatro oyunu olarak aktarılabilir.)

Gazi karakterine ise Burç Kümbetlioğlu hayat veriyor.  Karakterin hikayesine çok aşinayız. Hatta o kadar aşinayız ki acınacak kadar bağışıklık kazanmışız kanayan yaramıza karşı. Askerlik görevi sırasında mayına basarak bacağını kaybeden Gazi’ye önce nişanlısı dönüyor arkasını sonra da iş bulmak için gittiği kapılar suratına kapanıyor. En kötüsü ise savaşlardan kazandığı madalyaların peşine insanların Gazi'ye acıma duygusuyla yaklaşması oluyor. Diğer iki karakteri izlerden seyircinin içinde uyanan öfkeyle Gazi karakterini izlerken uyanan öfke kesinlikle aynı noktadan çıkmıyor. Gazi çok özel bir karakter ve tamamen farklı sebeplerle itilen diğer iki karakterle buluşturulması cesaret isteyen bir kurgu olmuş. Gazi karakterini izlerken, onun yaşadığı travma sonrası öfke geçişlerinin arasında ufak boşluklar bırakılmış olduğunu gördüm. Bacağını kaybettikten sonra hastanede geçirdiği ve devlet dairesine gidip iş aradığı sahnelerde öfke iradesini oldukça stabil sağladığını gördüğümüz karakter birden bir benzin istasyonunun marketinde adam öldürür vaziyette karşımıza çıkıyor. Belki bu gösterilenlerden bir basamak daha yukarda bir öfke aşaması görmüş olsaydık arada hissedilen bu boşluk kapanırdı ve değişimin aşamaları şaşırtmazdı diye düşünüyorum.


Cinnetin erkil yansıması

Şimdi ben oyunda arayıp bir türlü rastlayamadığım bir şeyden bahsetmek istiyorum. "Kadın". Türk toplumunda yaşanan travmaları konu ettiğimizde ilk aklımıza gelen daima "kadın" olurken, baş karakterlerin arasında kadın bir karakteri de görmek istedim. Karakterlerin yaşadıkları travmaların kökenine inildiğinde rastladığımız güçsüz ve iradesiz kadın figürleri gibi değil de öfkeli ve toplumun baskılarıyla mücadele halinde olan bir kadın karakterini izlemek istedim. Örneğin Piç karakterinin annesi ile hesaplaştığı sahnede, kadının annelik içgüdüsünün ve ayakta kalış hikayesinin beklenilenin altında yansıtıldığını gözlemledim ve bunun nedenini fazlasıyla merak ettim. Eğer ötekileştirilmenin travmatik süreçlerine iniliyorsa Fahişe karakterininde yaşadıklarının daha derinine inildiğini görmek doyurucu olurdu. Evet kadınların katil olma olasılığı erkeklerinkinden oldukça düşük olsa da öfkesini dışarı vuramayan kadının, kendisini bitirdiği, yani kendisini gün be gün öldürdüğü bir toplumda varoluş hikayesine de şahit olmak istedim. (Tabi bu isteğimde benim feminist bakış açımın da etkisi büyüktür.)



Işık ve Dekor

Karanlığın gizemi daha oyun başlamadan kendini hissettiriyor. Yerine oturup dekoru keşfetmeye başladığında bir marketin deposunda olduğunu düşünüyorsun. Sade ve karanlık bir dekor yalın anlatımla doğru orantılı kullanılmış. Işık ise tam kıvamında. Gerilimin amacına hizmet ediyor. Yani dişlerini sıkıp, ağırlığını koltuğa verdiğin zamanlarda ışığın baskısı da gerilimin dozunu artırmada destek veriyor. Ayrıca karakterlerin kendilerini anlatırken yukarıdan yüzlerine vuran ışık ise iç hesaplaşmalarının sorgu masası tadında aktarılmasını sağlıyor ve seyirciyi bir anda sorgulayan tarafa çekiyor. Bir çok seyircinin yüzünde çok sağlam sorgulayan bakışlar yakaladım o anlarda.

Market her cuma Sadri Alışık Çolpan İlhan Tiyatrosunda sahneleniyor. Ben isterim ki turne yapsın. Tabi keşke böyle gerilimi ve realitesi yüksek bir oyunu kaldırabilecek şehirlere sahip olsak. Cihangir'de bile bu gerçeklikle yüzleşmekte zorlanan seyirci kitlesine rastladım, bu yüzden daha çok yol katetmemiz gerektiğini düşünüyorum.

Tiyatronun farklı bir dilini keşfetmek için Market'i izlemenizi şiddetle tavsiye ediyorum.

Yine çok konuştum, çok irdeledim, otur bir oyun da sen yaz kolaysa denilecek kıvama getirdim okuyanları belki. Hiç haddim değil, yanlış anlayıp yorumladığım olmuştur elbet, sonuçta tiyatro keşiftir, aynı oyunu her izleyişte farklı bir izlenim kazanırsın, ben buna inanırım. Market'i izlerken arkamda 19-20 yaşlarında bir gence rastladım beşinci kez izlediğini söylüyordu oyunu. Ne mutlu dedirten davranışlar bunlar.. Yazdıklarım yanlış anlaşılmasın, sadece seyirci gözlemidir.


Tiyatroyla kalın..

Yazan, yöneten: Gökhan Erarslan
Yönetmen yardımcısı: Ertan Kılıç
Dramaturg: Meryem Şahin
Reji Asistanı: Egemen Bergama
Dekor & Tasarım: Gökhan Erarslan
Kostüm Tasarım: Funda Sarı
Işık Tasarım: Cengiz Özdemir
Müzik: Emrah Can Yaylı
Hareket: Utku Demirkaya                                       
Fotoğraf: İlker Ergin
Teaser: Tarkan Öztürk
Seslendirme: Yiğit Pakmen       
Asistan: Arif Afgan
Oyuncular: Burç Kümbetlioğlu, Teoman Mermutlu, Muzaffer Ercan, Cem Hamzaoğulları, Tolga Çolak, Dorukhan Kenger, Kemal Ağar, Gürcan Yavuz, Şirin Gürbüz, Ezgi Erarslan, Kamer Karabektaş, Dilara Yıldırım, Yeliz Bozkurt Üstündağ, Emre Avşar,  Ünal Hakverdi, İffet Kendirli, Gül Gülsün Yıldız

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Zaman ayırdığınız için teşekkürler.
Yorumlarınızı beklerim.

Recommendations by Engageya