22 Aralık 2014

Hayat beklemez (...)

Ben on yaşında falandım, odamın balkonundan vapurlar gözüküyordu. Henüz boyum kısa olduğu için sadece vapurları görebiliyordum. Ancak bir taburenin yardımıyla vapurların üzerinde kıpırdandığı denizin güzelliğine ulaşabiliyordum. Tabureye her çıkışımda, anneme bir gün bu çirkin tabureye ihtiyaç duymayacağımı belirtiyordum. Sanki o zamanlarda da annemin beni asla büyümüş olarak görmeyeceğinin farkındaymışım gibi, bu cümlemi sürekli tekrarlıyordum. Seneler geçerken mahallemize yeni yüzler taşınsın diye binalar yapılmaya başlamıştı. O zamanlar bu duruma çok sinirleniyordum. Bu yer kaldırmaz bu kadar insanı diye söylendiğim oluyordu. Gün geldi o hain binaların biri benim manzaramla arama dikildi durdu. E haliyle büyüyünce şöyle böyle olur hayalim de suya düşüverdi. Benim için tam bir hayal kırıklığıydı. Şimdilerde ise balkonumdan baktığımda boyumun uzamasına rağmen denizi görmek için hala o çirkin tabureden yardım almak zorunda kalıyorum. Zamanın bazı şeylere ilaç olmayışına çok güzel bir örnek olabilir bu yaşadığım. Bir başkasının planı, zamanla olur dediğin hayalini yere düşürüp üstüne basabiliyor bu hayatta. Bazen de tam tersi oluyor. Kontrolünü eline aldığın hayalinin zamanla daha iyiye gittiğini düşünüp yanılabiliyorsun. Aslında onun senin ellerinde çürüdüğünü göremiyorsun. Üstelik onu çürüten ne sensin ne de başkasının planları, onu çürüten senin her altından kalkamadığın sorumluluğunu kolayca üstünden çıkarıp atabildiğin yer "zaman" oluyor. 

Zaman ne bir katil ne de bir hırsız. Zamanın aslında kafamızda olan engellerimiz olduğunu anladığımız zamanlar artık buruşmaya yüz tutmuş ihtiyarlar oluyoruz ne yazık ki. Bunun farkında olsak bile gençken yani zaman hiç geçmiyormuş gibi gelirken bekleyerek vakit kaybediyoruz. Zaman bir katil değil, biz zamanın kör katilleriyiz. Bekleyişimizi birer hediye paketi sanıp onu bir gün açılması üzerine kuruyoruz. Kurduğumuz o sistemin bile belli bir kullanma süresiyle sınırlı olduğunu akıl edemiyoruz. Sonucunda da hüsrana uğrayıp modern depresyonlara giriyoruz.

Hayatta öğrendiğim bir şey varsa, o da mutluluğun kolay elde edilebilen bir şey olmadığıdır. Beklemek hareketsiz bir enerjidir, bedeni ve aklı yormaz, biraz da kaderci bakış açısına hapseder insanı. Bir gün bir şekilde herkes hayatın günü gelince açılmaya kurulu bir hediye paketi olmadığını, bekleyince sonucun mutlu edemeyebileceğini öğrenecek. Acı da olsa.


Evet ne diyodum? He modern depresyon.. Bir bilebilene sorarım şimdi 6 senenizi bekleyerek geçirdiğinizi düşünün ve sonra bunun b.ktan olduğunu fark ettiğinizi. O an hissetmeye başladıklarıyla depresyona alternatif neler yapar insan? Bilebilirseniz cevabı bana da söyleyiniz. 
Gökyüzü mavidir değişmez.


.

7 yorum:

  1. İnsan her şeye geç kalır zaten Aslı. Sanırım yaşamak zorunda olduğumuz için hareket etmiyoruz önce yaşamayı istemeli insan. En büyük sorun, yaşamı seçerek başlamıyor olmamız galiba ya da yaşamı bir seçenek haline getiremeyecek kadar değerli olduğunu anlayamamış olmamızdır. İlginç bazen ikisini de doğru buluyorum. İkizler burcu olmak çok zor :D ( bu arada burçlara inanmıyorum :) )

    Soruna gelirsek Aslı, mesela ben ne yapıyorum bu durum karşısında şöyle bir düşününce ölmüyorum sanırım. Ölmediğimiz müddetçe yaşamak zorundayız diyorum sonra ayrı bir stres ufff kurtuluş zor falan durumları, ama pat birden elimdekilerin değeri geliyor aklıma. Sevdiğim şeyleri yapmaya çalışıyorum. Böylelikle anı kaçıştırıyorum işte. Seni seven insanları düşün. En azından yaşamam için en büyük gerekçem bu sanırım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Böyle beklerken ve geride kalırken, önden giden insanların çok azı dönüp bakıyor arkada biri kalmış mı diye. E haliyle insan sevildiğini de hissetmiyor. Ne kariyer ne eğitim bahsettiğim. Zamansal anlamda geri kalmak bu, yani anlık yaşamayıp hep gelecekte yaşamışım. Geleceğin ve geçmişin uzağında kalmışlık hissi, geçer mi doktor bey?

      Sil
    2. Ana ayak uyduramamak... Bu bir kazanç Aslı her ne kadar depresyona soksa da insanı seni sen yapan bir gerçekliğin. Zamanda sıkışıp kalmasaydın bugün herkese bu kadar farklı bakabilmeyi öğrenemeyecektin. Ha ben herkes gibi kendi halinde anı yaşayan birisi olmak istiyorum diyorsan artık çok geç, çünkü biliyorsun bilgi her şeyi değiştirir istemesen de hem de. Bu hissin geçmesini izin verme ben de bazen kurtulmak istiyorum, ama bu histen kurtulmak şimdimi yok etmekten geçiyor çoğu kez. Ya yok olmalıyız Aslı ya da varlığımıza alışmak.

      Sil
  2. Ne güzel yazmışsınız :) Benim de sizin gibi hissettiğim zamanlar olmuştur çok. Ancak hüzünlü bir yazı sonrası "Gökyüzü mavidir değişmez." demeniz de etkileyici :) Deniz görünmez belki ama, gökyüzü değişmiyor :) Tüm ihtişamı ve umut verici hissiyle orada dururken, depresyona da "Yav sen bi dur bi dur!" diyesi geliyor insanın. :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler :) hepimiz zaman zaman farklı olayların aynı duygularına kapılıp gidiyoruz. Ve eğer siz gökyüzünün mavisine inananlardan olmasaydınız bu kadar etkileyici gelmezdi o söz. İşte mutluluk çok uzakta değil aslında. :)

      Sil
  3. modernite mi bizi depresyona itiyor yoksa depresyonda oldugumuz için mi moderniteden kurtulmak için çaba sarfetmiyor aksine daha da içine saplanıyoruz! sorular bitmez cevaplar da. aslında hepimiz biliyoruz hayat "şimdi"dir. ne dün ne de yarındır. şu andır. ama..
    amalarımız var hepimizin...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yaşanmışlıklarımızın ve hayallerimizin şimdimizi etkilemediği düzeye ulaştığımızda depresyonumuzun içinden fişek gibi çıkıp modernitenin sinsi duvarını aşıp geçebileceğiz. Sadece daha da hissizleşmemiz gerekecek, daha da...

      Sil

Zaman ayırdığınız için teşekkürler.
Yorumlarınızı beklerim.

Recommendations by Engageya